10 NisBeni bugün böyle bırakın, yarına bişiyim kalmaz…

Uzuuun zamandır yazmadım, iki satır yazamayacak kadar yoğun değildim. Sadece yazacak bir düşüncem yoktu. Tüm düşüncelerim değişiyordu. Birbirinden tutarsız binlerce düşünce içinde yüzmekteydim. Hala da öyleyim ama bugün tutarsızlığımı yazmaya karar verdim. Yalnış doğrularımı, doğru yalnışlarımı… Anne olmayı, kadın olmayı ve başka bir kültürün içinde yoğrulmayı neden bilerek ve isteyerek tercih ettiğimi ve neden bazen bu denli nefret ettiğimi…
4 yıl önce biri 8 aylık, diğeri iki buçuk yaşında iki kızımız, 6 bavul eşyamız ve içimdeki bitmek bilmez enerji ve neşeyle Amerika’ya taşındık. Sadece evlerin olduğu standart bir Amerikan kasabası yerine yürüyerek bakkala gidebileceğimiz, gidip bir kahve içip dolaşabileceğimiz küçük bir kasabaya taşındık. Evimizin 5 dakika uzaklığındaki otobüs durağından otobüse bindiğim zaman dünyanın göbek deliğine yani Manhattan’a varmam 25 dakika sürüyordu. Karşıyaka’dan Alsancak’a gitmek gibi. Eşyalarımızın 2 ay geç gelmesi hiç önemli değildi, şişme yatakta ailecek yattık, akşamları yürüyüşe çıktık. Sushi ısmarladık, İtalyan yemekleri yedik, çin mutfağı da Türkiye’nin aksine çok ucuzdu! İnsanları anlamıyordum, bunca tadını çıkaracak şey varken nedendi bu bunalım, memleket hasreti. Türk arkadaşlar edinmeye başlamıştım ayrıca Amerika’lılar da son derece tatlı insanlardı. Hatta buradaki bir çok Türk’e göre bir İzmir’liye daha bile uygundu.
Belirli bir amacımız, hırsımız yoktu. Kendi ülkemizde çok iyi imkanlarda yaşıyorduk. Bizimkisi dünya vatandaşı olma isteği, çocuklarımıza daha geniş çerçeveli bir gözlük verebilme çabasıydı. Ülke de çok iyiye gitmiyordu, çocuklar marka düşkünlüğünden uzak, çok uluslu ve birbirine saygı gösteren birbirini kabullenmiş bir dünyada, kavga ve stressten uzak büyümeliydi.
Öyle de oldu… Sokağa çıktığımızda çocuklara çimlere basma köpek kakası vardır, cam kırığı vardır demiyorum. Parka götürüp kumla oynama hayvanlar kaka yapmıştır demiyorum. Sokakta yürürken kendimi prenses gibi hissediyorum. Arabalar duruyor, kapılar açılıyor, hatta bir çok yerde çocuklu annelere özel park yerleri bile var. Tüm dünya sanki çocukları uygun imkanlarla iyi eğitim alıp mutlu olması üzerine kurulmuş gibi.
Ve hoooop bir anda tutarsızlığım devreye giriveriyor. Bir süredir sağlık sıkıntıları yaşıyorum. Yoğun bel ve eklem ağrısı üzerine iki gündür ishal ve kusma eklendi. Eşim gece çocuklara ve bana bakıyor, sabah işe gidiyor. Sürünerek kalkıyor kahvaltı hazırlıyorum. 4 yıldır tek başımıza verdiğimiz mücadelenin verdiği yorgunlukla artık daha sinirli bir anneyim. Hastalığın veridiği aşırı halsizlik beni bugün daha da tahammülsüzleştirmiş durumda. Zor da olsa çocukları hazırlayıp okula bıraktım. Eve geldim koltuğa yığıldım ve yazmaya başladım.
Biraz önce keyifle söylediğim binbir dünya mutfakları fantezimiz çoktan bitti. Alınan kilolar ve kullanılan malzemelerin ne denli sağlıksız olduğunu öğrenince mümkün olduğunca evde yemek yapmaya çalışıyorum. Türk marketinden Türk gıdaları, Trader Joe’s veya Wholefoods’ dan organik meyveler, bir başka yerden temizlik malzemleri, tuvalet kağıtları vs alınıyor. Ama benim bugün ne markete gidecek ne de yemek yapacak halim var. Akşam olacak, çocuklar okuldan alınacak… Elim kalmıyor yorgunluktan desen, ne kapıcı var ne de bakkalın çırağı. Buradaki dünya tatlısı arkadaşlarımın da durumu ve koşulları benimle aynı olunca onları da aramak istemiyorum. Herkes iş, ev ve çocuklar üçgeni içinde yoğun bir mücadelede. Bir de benim bu ağrılı, yorgun hallerim yaklaşık 6 aydır devam ediyor. Yani evlat olsam çekilmeyecek kıvama geldim.
Ülkemde olsam karşı komşum Saadet Abla hemen çocukları alır okula bırakırdı, senelerdir kahrımızı çeken yardımcımız Menekşe Abla gelir 2 saatte evi toplar iki kap da yemek yapar giderdi. Öyle Dr randevusuna falan da gerek yok hemen evin kösesindeki sağlık ocağına gider herşeyime baktırır gerekirse üniversite hastanesinde tanıdığımız doktorlardan birine de daha sonra giderdim. Hatta eminim ki zaten iki gece önce serumu yemiş, bugüne çooktan toparlamıştım kendimi. Objektif bir karşılaştıma yapabilmek adına, ailemi işin işine katmıyorum bile.
Kısacası bugün ne diyorum biliyor musunuz? Süper eğitim, harika imkanlar…. e yetiş diyecek kimse yok… Var olanın da imkanı yok. Yani burada yaşayanlar kendine zor yetiyor. Kesinlikle insanlar bencil ya da yalnızlık var diyemem, sadece sistem bu. Öyle bir kurulmuş ki, herkes sabahtan akşama aynı çark içinde sadece yaşamını sürdürebilmek adına koşuyor… Türkiye’ye göre çok daha erken kalkılıyor, okula ve işe gidiliyor. Tüm gün akşamın hazırlığı içinde koşuşturmacayla geçiyor. Her işini kendin yapıyorsun, ne suyu getiren sucu var ne de okula çocuğu bırakan servis. Olan da çok nadir, apartmanların olduğu bazı bölgelerde. Okullar 3 dedin mi bitiyor ki bu çalışanlar için daha da zor bir durum.
Akşam oldu mu sokaklar bomboş, yemeğini yiyen televizyonun karşısında. Tersini yaşamak mümkün ama sanki yürüyen merdivenleri tersine kullanmak gibi. Karşıyaka’da sosyalleşmek için balkona çıkmak yeterlidir. Şöyle bir yürüyüşe çıksan sokaklarda adım atacak yer olmaz. Burada 1 ay sonraki akşam yemeği için hatırlatmalar koyuyoruz telefonlarımıza. Çocuklu isen çok öncesinden bakıcı ayarlaman şart, çocukla gidilebilecek mekanlar ise çok sınırlı. Gittiğin yerde de öyle Türkiye’deki gibi çocuk oyun alanları falan kesinlikle yok. 3 yaşındaki çocuğu 3 saat masada tutma mücadelesi vermek zorundasın.
Ama çocuğu yalap sulap öpen garsonlar, sormadan şeker verenler, üstüne bişi giydir diye seslenen teyzeler de yok. Geldiğimden beri de yemeğimden ne kıl çıktı ne de kara sinek. Evet sokaklar boş ama evimin kapısını da kilitlemeden uyuyabiliyorum, arabamda çantam kaldı mı diye korkmuyorum. Hatırlıyorum da Karşıyaka’da yaliya parkettiğimizde araba koltuğunu eve taşırdık çalınmasın diye.
Yaaa işte böyle. Yaz yaz bitmez benim çelişkilerim, bu deli ruh halim. Yarın kalkarım amaaan derim yaşa git Ece, bak bugün hava güneşli, ne kafana takıyorsun. Hayat güzel… Ama bugün ellemeyin…


Arkadaşıma gönder Arkadaşıma tavsiye et

21 HazKoruyayım derken dozunu kaçırmak!

Sosyal medyada çıkan haberler, gazeteler ve az da izlesem televizyon aracılığıyla, 34 yaşıma yaklaştığım bu günlerde hayal edemeyeceğim kötülüklerden haberdar olmaktayım. 10 sene öncesine kadar gerçek olacağını düşünmediğim olaylar okuyor ve çocuklarımı nasıl koruyacağım endişesiyle kavruluyorum.

Çocuk tacizcileri, organ mafyası vs. vs. Burada yazmak bile istemediğim onlarca tehlike. Alışveriş merkezlerinde bir an için bile çocukları gözden kaybetsem aklım yerinden çıkıyor. 5 bucuk yaşındaki kızım bizim evin sokağında yürürken köşeyi benden önce dönse, görüş alanımdan çıkma diye zılgıt yiyor benden. Biri 3 bucuk, diğeri 5 buçuk yaşındaki iki çocuğumu karşıma alıp onların seviyesine inerek istemedileri takdirde kimsenin onlara dokunamayacağını anlatıyorum. Eğer rahatsız olurlarsa yüksek sesle dile getirmelerini ve oradan uzaklaşmalarını söylüyorum. Melül melül bakıyorlar yüzüme. Başlıyorlar sormaya, anneannem de sarılırsa bağırayım mı? Peki amcam? Hayir diyorum. Sonra düşünüyorum minicik beyinlerinde nasıl ayırt edeceklerini. Herkes diyorum. Kimse sana rahatsız ediyorsa yaklaşamaz.
Sonra üzülüyorum. İyice Amerika’lı oldum diyorum. Özel alan delisi!

Başka bir gün şeker ve çikolatanın zararlarından, doğal beslenmeden bahsederken buluyorum kendimi. Çocukların çevrili oldukları, marketlerde reyon reyon satılan ürünlerin onları hasta eden şeyler olduğunu söylüyorum. Küçük kızım “anne neden abiler onu satıyor?” diye soruyor…
Virusleri anlatıyorum mesela, ellerini sıklıkla yıkamalarını, heryeri ellememelerini. Alışveriş merkezlerindeki tuvaletlerin ne kadar hasta edebileceğini.

Evet bir şekilde hayata hazırlamam lazım ve korumam lazım. Bunu elimden geldiğince abartmadan, yaşlarına uygun şekilde yapmaya çalışıyorum ama bazen düşünüyorum da minicik dünyalarında nasıl büyük endişeler bunlar. Çevresindeki yabancılarla konuşmaktan korkmak, tadı güzel olan ve heryerde satılan gıdaların onları hasta edeceğini bilmek. Tuvaletten çıkarken kapıya dokunmaktan korkmak.

Bugün gece yatarken anne kapıyı kitlemeyi unutma dedi Lale. Lila sokakta gördüğü herkesi soruyor anne bu iyi abi mi diye.
İstediğim bu da değil ki! Hayatı ürkek ürkek köşesinden yaşamaları son arzum. Herşeye rağmen ben bu dünyada, korkusuz, sosyal, sevgi dolu çocuklar yetiştirmek istiyorum…


Arkadaşıma gönder Arkadaşıma tavsiye et

31 EkiOzur…

Herkese yeniden selamlar. Ne yazik ki hacklendigim icin uzun zamandir sorularinizi yanitlandiramadim ve yeni bir yazi ekleyemedim. Lutfen ihtiyaci olanlar benimle yeniden iletisime gecsin. Ve de cok gec kaldiklarimdan ozur diliyorum. Elimde olmayan nedenlerden kaynaklanan bir durumdu.
Anlayisiniza siginiyorum.
Sevgilerimle…


Arkadaşıma gönder Arkadaşıma tavsiye et

23 NisBenim büyük ailem…

Tek evlat sahibi olmak, sevgide ve maddi imkanlarda herşeyinizi ona vermek ve onun için en iyi geleceği sağlayabilmek çok anlaşılır ve güzel bir karar. Kendim de tek çocuk olarak bunun avantajlarını yaşamış ve hem annemin hem de babamın ailesi İzmir’de olduğu için
kalabalık bir aileyle içiçe büyümüş, yalnızlık sıkıntısını hiç çekmemiş bir insanım.

Peki o zaman neden ikinci çocuğu yaptık. Neden hala üçüncü bile aklımızdan geçiyor?

Yıllar önce anneannemi kaybettiğim gün benim için zaman durdu sanki. Ani bir ölümdü ve tüm ailemizi büyük yasa boğdu. Kalpkirizi geçirmişti, tüm aile acilin kapısında bekliyorduk. Doktor geldi ve karahaberi verdi. Annem o anda ne beni gördü, ne de babamı. Üç kız kardeş birbirlerine sımsıkı sarıldılar. Çok da doğruydu, hangimiz hissedebilirdik ki o acıyı onlar kadar aynı? Biz de kuzenler hep sarıldık birbirimize. Aynı sevgiye, aynı anılara ve aynı mükemmel anneanneye sahip olduğumuz için gururumuzu ve kederimizi paylaştık. O günden sonra durup düşündüğümde evlatlarıma bir kardeş vermek ve hatta torunlarıma kuzenler verebilme ihtimali benim için sağlayabileceğim tüm imkanların üstündeydi. Bir gün gelip de buralardan gittiğimde ardımda bıraktığım kalabalık bir ailem olsun istedim.

Bugün iki teyzem ve 4 kuzenim var demek yerine, 3 annem var ve 5 kardeşiz bile diyebilirim. Biliyorum bu her ailede olmuyor, bizler çok şanslıyız ama sadece şans değil, anneannemin ve dedemin yetiştiriliş biçimi de çok etkili.

İkinci bebeğimiz doğduğunda bunu nasıl sağlarız, ilerde nasıl düşman kardeşler yerine, birbirine yakın, dost, destek kardeşler yetiştirebiliriz diye düşündük. Hatta düşünmek ile kalmayıp bunu bir pedegoga bile danıştık. Yanıt çok basitti. Sevgi, ilgi ve maddi imkanlarda eşit olduğun sürece kardeşler birbirine düşman olmaz dedi. Bir de rekabeti birbirlerinden değil, başkalarından öğrensinler. Yeteneklerini farklı alanlarda sergilemelerini sağla, farklı kurslara gitsin, farklı hobileri olsun dedi. Ne kadar herkesin düşünebileceği ve çok az kişinin uygulayabidiği bir öğüttü.

Çevremdeki bir çok kişi, değil bunu uygulamak, çocuklarının yanında bile mukayese cümleleri kurmaktaydı. “İkisi de piyanoya gitti ama kız yarıda bıraktı”. “Dans kursuna gidiyorlar, öğretmen küçük ilerde dansçı olabilir dedi”. “İkisi de benim çocuğum ama taban tabana zıt, biri şahane resim yapıyor, öbürü kalemi zor tutuyor”. Nasıl da farkında olmadan karşılaştırıp uzaklaştırıyorlardı kardeşleri birbirlerinden.
İki çocuktan birinin eksik tarafını kapatabilmek amaçlı maddi anlamda daha fazla destek olanlar ya da tam tersini yapanlar. Oğlan daha önemli deyip onun için parayı yağdıranlar. Halbuki ikisi de ayrı insan, anne baba ikisini denkleyecek diye birşey yok ki. Aynı imkanları sağlarsın, hangisi nereye gelirse o olur. Hem başarı hem de mutluluk için geçerli bu. Tanrı’dan dileğim iki evladımın da başarılı ve mutlu olması tabii ki. Umarım ilerde de bu dediklerim aklımda kalır ve ikisinin ayrı birer birey olduğunu kabullenip eşitlemeye çalışmam. Başarısız olanı, başarılıya eşitlemek için daha fazla imkan vermek ya da mutsuzu mutluya eşitlemek için daha fazla imkan ve ilgi vermek aslında başarılı ve mutlu olanı cezalandırmak değil mi? Ya da tam tersini yapanlar. Başarılı olanı destekleyip diğerini unutanlar, bu büyük haksızlık değil mi?

Sonuç çok açıktı, koşullar ne olursa olsun ebeveynler eşit davranınca kardeşler birbirine bağlı ve sevgi dolu oluyorlardı. Biz şimdilik iyi gidiyoruz. Elimden geldiğince eşit ve adaletli olmaya çalışıyorum. İkisiyle de ayrı ayrı yalnız vakit geçirmek ve yeterince sevdiğimi belli etmek için uğraşıyorum. Tabaklarına yemek koyarken bile kaşığı sayıyorum, biri bir omuzumda diğeri öbürkünde uyuyor:) Bir sağıma dönüp öpüyorum, bir soluma. Çok mu abartıyorum? Bilmem:) Benim de doğrum bu işte. Şimdilik de iyi gidiyorlar. Keşke ilerde bakabileceğimiz imkanlarımız oluşsa da bir bebeğimiz daha olsa.
Canım annem, babam ve kocaman ailemle çocukluğum çok güzeldi, eşim ve kızlarım eklenince gençliğim daha da güzel oldu. Dilerim ki torunlarımız da gelince yaşlılığımız daha da güzel olacak…

Çünkü bu hayatta bir anne ve baba için birbirlerine sarılarak uyuyakalmış kardeşleri izlemek kadar güzel birşey yok.

Çünkü bu hayatta en büyük acını bile yaşarken yalnız olmadığını bilmek güzel.

Çünkü bu hayat acısıyla, tatlısıyla birlikte güzel…


Arkadaşıma gönder Arkadaşıma tavsiye et

28 AraAmeliyat Harika Geçti

Uzun süredir süregelen ameliyat düşüncesi, kararsızlığımız ve ardı ardına gidilen doktorlar sonucunda, Lili’şimiz birkaç gün önce ameliyat oldu. İki kulağına birden tüp takıldı.
Hem buradaki, hem de Türkiye’deki doktorumuzun gerekli görmesi ve de gittiğimiz kulak burun boğaz doktoruna da güvenmemiz bu kararı almamızda büyük rol oynadı.
Yaklaşık bir yıldır kulağında sıvı var ve hiçbir zaman kaybolmuyor. Kulaktan atılamayan sıvı en ufak bir rahatsızlıkta yeniden kulağın iltahaplanmasına neden oluyor. Bu nedenle son bir yılı bol antibiyotikler ile geçirdik.
Tek sıkıntımız bu olsa idi ameliyat konusunda halen emin olamazdık ancak bizi kesin karar noktasına getiren duyuş seviyesindeki azalma oldu. En son yapılan testlerde duyabilme düzeyinin epeyce düştüğü ortaya çıktı. Doktorumuz tam da konuşma gelişiminin tamamlandiğı yaşlarda olduğu için durumun ciddiyetini bize anlattı. Çözüm yolu bulunmadığı takdirde, tüm sesleri olması gerektiği gibi duyamayan kızımızın dört yaşına geldiğinde tuhaf bir konuşmaya sahip olabileceğini belirtti. Bunu da duyunca ameliyatı onayladık.
Sabah 7.00′de ameliyat başlayacağı için, 05.30′da hastanede olmamız söylendi. 4.30′da kalktık, kızları da aldık ve hastanenin yolunu tuttuk. Hava henüz karanlıktı ve zavallı Laliş de bizimle birlikte hastanelere sürüklendi.
İşlerimiz çok kolay ilerledi. Hackensack Hastane’sinde, sabaha karşı olmasına rağmen kapıdaki güvenlikten, kat memuruna kadar herkes orada olacağımızdan önceden haberdardı. Yazının devamı »


Arkadaşıma gönder Arkadaşıma tavsiye et

19 AraYarın tüm iyi şanslar Liliş için…

Yarın sabah 5.00 de Lale, Lila, Çağa ve ben evden çıkmış olacağız. 7.00 de Lili’şim ameliyata girecek ve iki kulağına birden tüp takılacak.
Amerika’da en sık uygulanan ameliyat imiş. Doktorumuz Daniel Samadi çok iyi bir doktor izlenimi verdi ve kendisine çok güvendik. Umuyorum ki haksız çıkmayacağız ve yarın bu saatlerde güzel anılarımı sizlerle paylaşıyor olacağım.
Çok küçük bir sorun, çözümü kolay, hastanede bile yatırmayacaklar ancak biri kalbimi eline almış sıkıyor sanki. Anne baba olmak ne zormuş. Kucağımda uyuyakaldı, içeriye geçirmek bile istemiyorum. Öylece izleyesim var güzel yüzünü. Yarın önce kan alınma faslı, daha sonra anestezi için kan yolu açılması, anestezide bayılması, ayılması, sonrasında kulaklarını elletmeyecek kadar hassas hale gelmiş olmasına rağmen bakımını yapmak…
Bir açıdan da tabii ki şükrediyorum, çok şanslı olduğumuzu farkındayım, çözümü olan dertler dert bile değildir diye düşünüyorum bir yandan da çok minik kıyamıyorum.
Yarın buranın saatiyle sabah 7.00 de, Türkiye’de öğlen 2.00 gibi tüm iyi enerjilerinizi, dualarınızı, dileklerinizi Liliş’e yollayın lütfen. Güzeel bir ameliyat geçirelim ve bir daha da kulak sıkıntımız olmasın mümkünse…


Arkadaşıma gönder Arkadaşıma tavsiye et

16 AraAmerika’ya Taşınmak

Evi nasıl taşıdık, yaşayacağımız semti nasıl belirledik, çocukların okulunu nasıl seçtik, burada hayat nasıl, iş imkanları neler gibi birçok soru bu aralar sıklıkla bana soruluyor. Ben de taşınma serüvenimizi ve bu aşamalardaki araştırmalarımızı sizlerle paylaşırsam birçok soru işaretini ortadan kaldırabilirim diye düşündüm. Yazının devamı »


Arkadaşıma gönder Arkadaşıma tavsiye et

16 AraSüpermarkete çocuklu gitmek!!!!!!

İki çocuğu olanlara kolaylık olsun diye yapılmış, ilk sırada çocukların oturması için ikili bir koltuğu ve onun ardından gelen bir alışveriş bölümü olan bir alışveriş arabası… . İlk görüşte ilgi çekici olabileceğini düşündüm ve kızlara göstererek ” Şuna bakın, çok güzeel, hadi hemen koşup binelim” dedim. Kızların ikisi yanyana oturdu ve çok mutlu oldu. Alışveriş sepeti biraz uzakta kalmıştı ama olsun “aman sevsinler, kalmadan otursunlar da her şeye razıyım” diye düşünerek ilerledim. Yazının devamı »


Arkadaşıma gönder Arkadaşıma tavsiye et

08 Aravee aylar sonra yeniden merhaba…

Öncelikle yorumları onaylanamayan ve yanıt alamayan tüm okurlardan çok özür dilerim. Uzun zamandır bir türlü çözemediğimiz teknik bir sorundan dolayı sitenin arka yüzüne giremedim. Yani ne mailları okuyabildim, ne yanıtlayabildim, ne de yazı ekleyebildim.
Umarim istemeden de olsa kimseyi küstürmemişimdir…

Doğumlar, bebekler, taşınmalar, yolculuklar, hastalıklar ve mutluluklarla dolu bu güzel yaşamda arada bir durup neredeyim demek, hislerimi sizlerle paylaşmak, kendi sesimi de duymama, günlük yaşamda kaybolmamama yardımcı oluyor. Tabii ki gelen yorumlar da hayatta yalnız olmadığımı, herkesin aynı yollarda yürüyüp aynı şeyleri hissettiğini gösteriyor bana. Bunun yanı sıra deneyimlerin ve bilgilerin paylaşımı da en keyifli yani bu işin.

veee aylar sonra yeniden merhaba…


Arkadaşıma gönder Arkadaşıma tavsiye et

30 MayNew York’da çoçukla eğlence!

Çocuklu iseniz planlı olmak kaçınılmaz. Yeni taşınmanın verdiği heyecan ile iki çocuklu olmanın getirdiği bazı kısıtlamalar birleşince ben de kendime bir gezi programı hazırlayayım dedim. Hem kızların hem de bizim keyif alabileceğimiz aktiviteleri bölge bölge ayırarak inceledim. Farklı yabancı sitelerden ve de yakın çevremden aldığım tavsiyeleri derledim ve sizlerle de paylaşıyorum. Yazının devamı »


Arkadaşıma gönder Arkadaşıma tavsiye et