26 AğuOlumlu konuşmanın mucizesi!

Ben doğduğumda biri anneme ” Tanrı sana bir hamur verdi, ister tatlı yoğur ister tuzlu, istediğin şekli ver. Hadi bakalım bol bol oyna şimdi!” demiş. Annem bunu söylediğinde ne demek istediğini anladığımı düşünüyordum ama çocuğum olunca çok daha iyi anladım.

Image874İnanılmaz birşey! Sıfır, hiçbirşey bilmiyor ve aslında karnınıza düştüğü andan itibaren öğrenmeye başlıyor. Dış dünya ile bağlantısı başlayana kadar ki bu ciddi anlamda anaokuluyla oluyor, siz neyi nasıl öğretirseniz hayatı o kadar biliyor. Aslında çok büyük bir güç ve sorumluluk. Düşünsenize isteseniz dünyanın en takdir gören davranışını toplum içinde olabildiğince yüksek sesle bağırmak olarak öğretebilir, kibar insanların yemeklerini elleriyle yediklerini söyleyebilirsiniz. Kısacası bir canavar yaratmak çok da zor diil.

Elbette kişilik, genetik özellikler ve çocuğun kendi yapısı çok önemli ama bazı davranışlar da var ki öğreniliyor. Bizler bir çok öğrenilen olumsuz davranışı dile getirerek  istemeden de olsa çocuklarımıza öğretiyoruz bence. Bunu çocuğumuzun yapmasını istemediğimiz birşeyi yanında dillendirerek gün içerisinde defalarca yapabiliyoruz. Doğduğu günden itibaren çok hafife alsak da aslında düşündüğümüzden çok daha fazla şeyi algılayabiliyorlar. İlk aylarda sesimizden olumlu ve olumsuzu ayırt edebilirken daha sonraları tamamiyle diyalogları algılamaya başlıyorlar. Özellikle de sevmek sevmemek, istemek, istememek, sıkılmak, uyumak, uyumamak, yemek, yememek, ağlamak gibi günlük hayatta çok sık kullandığımız kelimeleri öğrenmeleri çok da zaman almıyor.

Geçenlerde eşime birşey anlatırken “alkış” kelimesini kullandım ve bir de ne göreyim 10 aylık kızım alkışlıyor. Bir çok konuyu anlayabildiğini biliyor ve onunla konuşurken çok dikkatli olmaya çalışıyordum ama onun dahil olmadığı diyaloglara da bu denli katılıp dikkatle dinleyip algılaması beni birkez daha konuşmalarımı gözden geçirmeye itti.Zaten aileden gelen bir geleneyimiz var. Annem hiçbir zaman yanımda olumsuz konuşmamıştır. Hep herşeyin güzel olduğunu, benim çok uslu olduğumu, tüm sebzeleri sevdiğimi, asla yalan söylemediğimi anlatarak beni büyütmüş ve ben de bunlara inandığım için öyle davranmışımdır. İlerleyen yaşlarımda bunu anladım ama zaten genel özelliklerim çoktan yerine oturmuştu. Hep bunun iyi bir yöntem olduğunu düşündüm ve ilerde ben de çocuğuma uygularım diyordum. Yıllar sonra eşimin ablası doğum yaptı. Gerçekten çocuk gelişimi ve pedegoji üzerine çok araştıran ve okuyan bir kızdır. Ondan öğrendiklerimi de hiçbir zaman yadsıyamam. O da bana okuduğu bir yazıdan sözetti. Korku kavramının sonradan öğrenilen birşey olduğunu ve aslında, böcek, karanlık, yüksek ses gibi bir çok korkunun öğrenilen davranışlar olduğunu anlattı. Düşündüm  de çok doğruydu. Böylece kızımız olduğunda korku kelimesi de artık hayatımızdan çıkmıştı.

“Ay acaba yer mi? Bence bunu sevmedi!, Daha fazla yemeyecek galiba.” yerine, “Oooo en çok sevdiği yemek varmış yaşasın benim kızım ne güzel yiyor” dediğimizde genelde iştahla yediğini gördük. Bırakırsam ağlar demek yerine ” Aman Tanrım ne güzel bir oyuncak bu böyle hadi bakalım oyna biraz” dediğimiz zaman yüzündeki ifadenin değişip gülümseyerek oyun parkına oturduğunu gördük. Aç, altı kirli ve uykulu olmadığı sürece olumlu sözcükler kızımızda hep sihir etkisi yarattı.

Aslında farkında olmadan kendi hayatımız da çok güzelleşmeye başladı. Olumsuz kelimeler, korkular, sıkıntılar hepsi bitti ve güler yüzlü, mutlu bir ev olmaya başladı. Umarım hep böye sürer. Şu anda kızım karanlık bir odada çok rahat bulunabiliyor, tüm hayvanlarla barışık, sebze yemeklerine bayılıyor ve kendi kendine oyun oynamaktan çok zevk alıyor. Yanında gerçekleşen ani olaylar karşısında sakin davranıyor.

Tabii ki biz ne kadar dikkat etsek de dışarda yemek yerken bir garson gelip ne oldu sıkıldın mı diyebiliyor ya da bir akrabamız kucağıma alabilir miyim korkar mı diye soruyor.  Bir fanusun içinde çocuk yetirştirmek hem imkansız hem de saçma ama bile bile de eninde sonunda karşılaşacağını söyleyerek daha yeni yeni karakteri gelişen bir çocuğa olumsuzu aşılamak da yanlış.

Ve tabii ki onun da tercihleri var. Ay ne güzel diyerek çok tatsız bir yemek yediremeyiz ya da aynı oyuncakla saatlerce oynatamayız. Bu noktada da ona saygı duymak anahtar kelime sanırım. Gerçekten bunaldığı zaman “sıkıldın mı?” gibi olumsuz bir kelimeyle kucağımıza alacağımıza “biraz yanıma gelmek ister misin? seni çok özledim…” gibi güzel sözcüklerle onu kucaklıyor ve bir sonraki oyun parkı deneyiminde sıkılacağını düşünmesini engellemeye çalışıyoruz.

Biz ailesi olarak elimizden geldiğince cesur, korkusuz ve mutlu bir çocuk yetiştirmeye çalışıyoruz. Umarım hayat, karşılaştığı olaylar ve insanlar da onu törpülemez, bir ömrü güzelliklerle geçirir. Bu dileğim sadece kendi kızım değil tüm çocuklar için ! Herkes çocukluğundaki kadar saf kalabilse dünya çok daha güzel biryer olurdu herhalde…


Arkadaşıma gönder Arkadaşıma tavsiye et

3 Yorum : “Olumlu konuşmanın mucizesi!”

  1. semra özçalımlı dağ diyor ki:

    görüşlerinizi ve yaşadıklarınız karşısında tepkilerinizi çok beğendim. biz öğretmenler olarak bunları biliyor ve çevremizdeki insanların da çocuklara yaklaşımlarını değerlendiriyor, onları olumlu yönlendirmeye çalışıyoruz. sizi de çevrenize böyle bir ışık saçtığınız için kutluyorum iyi bir hayat diliyorum…

  2. semra özçalımlı dağ diyor ki:

    bu arada yazınızı facebook sayfamda paylaştım link olduğunu görünce sorun olmaz diye düşündüm umarım yoktur :)

  3. ece diyor ki:

    Cok cok tesekkur ederim, beni onurlandirdiniz… size ve ogrencilerinize sevgilerimi iletiyorum…

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. And trackBack URL.

Yorum Yaz